Pencereyi Sökmedim, Evin Hafızasına Dokundum

Pencereyi Sökmedim, Evin Hafızasına Dokundum

Bir zamanlar eski bir ahşap pencerenin yalnızca biraz cesaret, bir levye ve gereğinden fazla iyimserlikle uslu uslu yerinden çıkacağını sanırdım. Öyle olmadı. Eski ahşap nazik değildir. Hele yıllarca kış görmüşse, kat kat boyaya bulanmışsa, yazın şişip kışın çekilmişse, ona hoyrat davrananın elinde hemen açılmaz. Direnir. Gıcırdar. Sitem eder. Sana şunu hissettirir: Ben sadece bir pencere değilim, bu evin yıllardır soluduğu şeylerden biriyim. İşte ben bunu çok geç anladım. Mesele güç değilmiş. Ritimmiş. Bıçağı sür, çizgiyi aç, bekle, destekle, tekrar nefes al. Çünkü bu işte asıl amaç pencereyi almak değil; çerçeveyi incitmeden vedayı mümkün kılmak.


O gün işe başlamadan önce odanın ortasında uzun süre durdum. Eski evlerde bazen tamir diye başladığın şeyin içinde biraz yas vardır. Bir şeyi sökmezsin, onun yıllar boyunca tuttuğu zamanı da elden geçirirsin. Çift kanatlı o ahşap pencerenin önünde dururken, boyanın altında biriken mevsimleri düşünüyordum. Kaç kış sızdırdı, kaç yaz şişti, kaç kez aceleyle kapatıldı, kaç kez çocuk eliyle açıldı, kaç akşam onun önünde dışarı bakıldı… Bu yüzden önce aletlere değil, yapısına baktım. Ne neredeydi, hangisi tutulmalı, hangisi feda edilebilir, hangisine dokunursam geri dönüş yoktu. Eski evlerle uğraşırken isimleri bilmek bile şiddeti azaltıyor. İç stop, ayırıcı çıta, kör stop, kanat, kasnağın içindeki ağırlıklar… Her parçanın işini anlayınca, söküm bir yıkım değil, düzenli bir ayrılık oluyor.

Ben artık her zaman önce güvenliği düşünürüm. Çünkü eski pencere romantik görünebilir ama çok küçük şekillerde tehlike taşır. Cam çatlak olabilir. Ahşap kıymık verebilir. Boya beklenmedik kadar yaşlı olabilir. Toz, özellikle eski yapılarda, yalnızca toz olmayabilir. Eldiveni bu yüzden takıyorum artık; sadece elimi korumak için değil, bu işe hafifçe değil dikkatle gireceğimi kendime hatırlatmak için. Gözlük, maske, yere serilen örtü, vidaların ve küçük parçaların kaybolmayacağı bir kap… Bunlar dışarıdan bakana fazla tedbirli gelebilir. Oysa ev işi dediğimiz şeyin en büyük felaketi çoğu zaman büyük kazalar değil, küçük ihmallerden çıkar. Bir çivi kaybolur, sonra çıta çatlar. Bir toz havalanır, sonra bütün odaya yayılır. Bir ip bırakılır, sonra kasadaki ağırlık duvara çarpar. Ben artık bunların hiçbirini "ufak şey" saymıyorum.

İlk yaptığım şey, boya çizgilerini kesmek oldu. İnsan acele edince levyeyi ilk araç sanıyor. Oysa eski ahşapta asıl kahraman bıçak. Ahşabın ahşaba, çıtanın kasaya, boyanın duvara değdiği bütün çizgileri usulca kestim. Çünkü yıllanmış boya, iki parçayı sadece yapıştırmıyor; aralarındaki hafifliği de öldürüyor. Sen levye vurduğunda aslında çoğu zaman ahşabı değil, yapışmış zamanı zorluyorsun. Ve zaman zorlandığında temiz ayrılmıyor; kopuyor. O yüzden ben artık önce o görünmez bağı ayırıyorum. Bazen bu aşama dışarıdan hiçbir ilerleme gibi görünmüyor. Ama aslında bütün işin kaderi burada değişiyor.

İç taraftaki ince stopları sökerken en önemli şey sabır. Ortadan başlamak gerektiğini öğrendim, çünkü en çok oradan esniyorlar. Sert ama ince bir spatulayı çizilmiş hatta sokup minicik bir boşluk açıyorsun. Sonra daha ince bir levye, sonra birkaç santim ilerleyip yine aynı şey. Bir anda asılmıyorsun. Küçük küçük gidiyorsun. Ahşap sana ses veriyor zaten; nerede bırakman gerektiğini, nerede bir çivi tuttuğunu, nerede biraz daha bıçak gerektiğini hissettiriyor. Çıta yerinden ayrıldığında çiviyi önden vurarak çıkarmak yerine arkadan penseyle çekmeyi orada öğrendim. Görünen yüzü korumanın ne kadar önemli olduğunu ancak bir kez yüzünü yaraladığında anlıyorsun. Bu işte çoğu hasar aceleden değil, görünmeyen tarafı düşünmemekten çıkıyor.

İç stoplar çıktıktan sonra alt kanadı ilk kez elime aldığım an, işin asıl gerilimi başladı. Çünkü yıllardır yukarı aşağı hareket etmiş o ahşap parça artık yalnızca bir yüzey değil; iplerin, kasnaktaki ağırlıkların, dengenin tam merkezinde duruyor. Onu içeri doğru hafifçe eğdiğinde baş kısmındaki makaralara giden ipler görünmeye başlıyor. İşte burada elinle kontrol etmediğin hiçbir şeyi kesmemek gerekiyor. Çünkü o ipin öbür ucundaki ağırlık, kontrolsüz bırakılırsa kasanın içinde sertçe düşüp ahşabı da seni de korkutuyor. Ben bir elimle ipi tuttum, diğer elimle kestim, sonra ipi makaranın tarafına doğru yavaşça geri bıraktım ki ağırlık usulca yerine insin. Bu hareket bana tuhaf şekilde insan ilişkilerini hatırlattı. Bazen bırakmak dediğimiz şey bile birdenbire yapılmıyor. Kontrollü bırakıyorsun. Kırmadan, çarpmadan, susturmadan.

Alt kanat çıktıktan sonra odada bir hafifleme oluyor. Ama işin yarısı daha bitmemiş oluyor. İki kanadı ayıran o ince ayırıcı çıta, yani parting bead dedikleri parça, neredeyse her zaman feda edilenlerden. Bunu bilmek insana rahatlık veriyor. Çünkü her şeyi kurtarmaya çalışmak bazen bütün işi tehlikeye atıyor. Ben o çıtayı kenardan tornavidayla kaldırırken kırılmasına aldırmadım. Çünkü onun görevi bitmişti. Bazı parçalar evi taşımak için değil, bir dönemin düzenini sürdürmek için vardır. Yeni pencere geleceğinde ya yenisi konacak ya da zaten başka bir sistem onun yerini örtecek. Eski evlerde insanın her şeyle duygusal bağ kurmaması da gerekiyor. Yoksa basit bir söküm bile ağıta dönüşebiliyor.

Üst kanadı aşağı çekip içeri doğru eğdiğimde, sanki yıllardır hiç konuşmamış biri nihayet yüzünü göstermiş gibi hissettim. Üst kısım çoğu zaman daha az kullanıldığı için daha fazla boya, daha fazla tutunma, daha fazla inat biriktiriyor. Kör stopa yapışmışsa önce bıçakla o çizgiyi yine ayırmak şart. Çünkü dıştaki o parçaya zarar vermek istemiyorsun; yeni pencere onun sırtına yaslanacak. Eski bir evde neyin kalacağı, neyin gideceği çok önemli. Kör stop kalmalı. İç stop mümkünse korunmalı. Ayırıcı çıta gidebilir. Kanatlar veda edecek. Bu rol dağılımını kafamda oturttuktan sonra söküm daha az korkutucu oldu. Üst kanadın iplerini de aynı dikkatle kestim, ağırlıkları yine sessizce indirdim ve iki kanadı yan yana, cam yüzleri korunacak şekilde yumuşak bir zemine bıraktım. O an odada büyük bir boşluk açıldı. Ve ben fark ettim ki sessizlik bazen sökümden sonra gelir.

Sonra kasanın içindeki cepleri ve ağırlıkları düşünmeye başladım. İşin bu kısmı teknik olduğu kadar duygusal da. Çünkü o eski ağırlık sistemi, pencerenin yıllarca nasıl dengede kaldığının fiziksel kanıtı. İstersen bırakabilirsin. Ama sökebilirsen, hem boşluk kazanıyorsun hem de orayı hafifçe yalıtma şansın oluyor. Yan kapaklar varsa açıp o metal ağırlıkları çıkardım. Ellerimde beklediğimden daha fazla ağırlık hissettim; sanki pencerenin tüm yılları oraya bağlanmış gibiydi. Sonra o boşlukları ölçülü şekilde kapatmayı, hafifçe yalıtmayı, ama köpüğü abartıp kasayı eğmemeyi düşündüm. Bu da başka bir ders. İyi niyetin fazlası bazen zarar verir. "Bol olsun, sıkı olsun, tam kapansın" hırsı, ahşabı içe doğru itip yeni pencerenin sıkışmasına sebep olabilir. Bu yüzden ölçülü olmak burada sadece estetik değil, teknik bir ahlâk.

Kasa açılmışken alt eşikte ve yanlarda çürüme var mı diye de kontrol ettim. Tornavidayı hafifçe bastırdığında ahşap içine kolayca gömülüyorsa, orada romantizm bitiyor. Çünkü yeni pencereyi eski, yumuşamış, güvenilmez bir zemine oturtmak, güzel bir ceketi çürük askıya asmaktan farksız. İnsan bazı projelerde ilerlemek isterken aslında durması gerektiğini kabul etmeli. Ben de bunu zor öğrendim. Bazen en doğru hareket pencereyi takmak değil, önce yaranın altını temizlemek.

Son temizliğe geçtiğimde iş iyice sakinleşti. Kör stopun iç yüzeyindeki eski kırılgan macunları, kabaran boyayı, çıkıntı yapan çivileri temizledim. Kasada kalan gereksiz her küçük parça, yeni ünitenin düzgün oturmasını zorlaştırabilir. Düz bir çıtayla kasayı kontrol ettim; hafif eğrilikler eski evlerde normal, ama abartılı bir burulma varsa bunu şimdiden görmek gerekiyor. Bu aşamada artık yıkım hissi kalmıyor. Daha çok hazırlanma hissi geliyor. Sanki ev, yeni bir nefes almadan önce boğazını temizliyor.

Bu süreçte en çok yapılan hataları da kendi üstümde öğrendim. Boya hattını yeterince kesmeden levye kullanırsan iç stopu yarıyorsun. İpi kontrol etmeden kesersen kasadaki ağırlık hışımla düşüp içeride korkunç bir ses bırakıyor. Kör stopa sabırsız davranırsan dış taraftaki düzeni bozuyorsun. Köpüğü fazla kaçırırsan iyi yaptığını sanarken kasayı eziyorsun. Bu işin en dürüst öğretisi şu oldu bana: Ahşap gıcırdıyorsa güç artırmak gerekmiyor, bıçağa geri dönmek gerekiyor. Daha büyük alet çoğu zaman daha iyi çözüm değil. Daha sabırlı tekrar öyle.

İnsan bazen böyle işlerde teknik bilgi arıyor, haklı da. Ama bence esas mesele biraz da tavır. Bu tür bir pencereyi sökerken evin geçmişine karşı hoyratlaşmadan çalışmak gerekiyor. Bir gün içinde bitsin diye saldırırsan, bir haftalık tamirat çıkarıyorsun. Oysa usulle gidersen, isimleri öğrenirsen, parçaları etiketlersen, neyin yeniden kullanılacağını bilirsen, bütün iş farklı bir şeye dönüşüyor. Evet, bu hâlâ bir tadilat. Hâlâ toz var, çivi var, gerginlik var. Ama aynı zamanda bir saygı biçimi. Eski ahşapla kavga etmeden vedalaşmak gibi.

Şimdi geriye dönüp baktığımda, o pencereyi yerinden almak bana sadece teknik bir işlem gibi gelmiyor. Sanki uzun süredir açılmayan bir cümleyi usulca sonuna kadar okuyup kapatmışım gibi geliyor. Çerçeve kaldı. Düzen bozulmadı. Dış hat incinmedi. İçeride yeni bir pencere için temiz bir açıklık oluştu. Ve galiba en çok bunu seviyorum: Bir şeyi değiştirmek ille de onu aşağılamak zorunda değil. Bazen yeniyi kurmanın en dürüst yolu, eskiden sana kalan yapıya mümkün olduğunca nazik davranmaktır. Bu ev bana bunu bir pencere söktürerek öğretti.

Post a Comment

Previous Post Next Post