Deniz Bazen Kaçis Degil, Kendine Dönmenin En Sessiz Yoludur
O gemiye tatil yapmak için binmedim. Açik konusayim, o siralar tatil fikri bile bana biraz yalan gibi geliyordu. Insan bazen yorulmaz da asinir; her sabah kalkar, yüzünü yikar, mesajlara döner, bir seyler yer, bir yerlere yetisir, ama içinden çoktan bir yer çökmüstür de kimse fark etmez. Ben de tam öyle bir dönemdeydim. Karada her sey fazla gürültülüydü: telas, hesap, bavul, plan, trafik, rezervasyon, bir seyleri kaçirma korkusu, hep tetikte duran o küçük iç alarm. Bana artik güzel bir manzara degil, yüklerimi birkaç günlügüne sirtimdan indirecek bir düzen lazimdi. Bu yüzden denize açilmak, lüksten çok merhamet gibi göründü.
Insan karada ne kadar çok seyi kendi sirtinda tasidigini, ancak biri onu kisa bir süreligine elinden alinca anliyor. Bavulunu teslim ediyorsun ve o senden uzaklasiyor. O küçücük sahne bile tuhaf bir duygusallik yaratiyor. Sanki sadece valizini degil, son aylarda biriktirdigin görünmez yorgunlugu da birilerine emanet etmissin gibi. Sonra kamaraya giriyorsun. Kapiyi kapatiyorsun. Bir yatak, bir pencere, birkaç çekmece, birkaç temiz havlu. Hepsi bu. Ama insanin cani bazen tam da bu kadarina siginmak istiyor. Her sabah baska bir otelde yeniden yerlesmek zorunda kalmamak, her aksam nereye gidilecegini düsünmemek, her durakta yeniden çözülüp yeniden toplanmamak… Bunlar küçük seyler gibi anlatiliyor, ama hayati gerçekten yasamis herkes bilir: asil insani bitiren büyük felaketler degil, küçük lojistiklerin bitmek bilmeyen saldirisidir.
Denizin ortasinda, gemi agir agir ilerlerken tuhaf bir sey oluyor. Sen hareket ediyorsun ama yorulmuyorsun. Dünya degisiyor ama sen her seferinde yeniden dagilmak zorunda kalmiyorsun. Sabah bir kiyiya uyaniyorsun, aksam baska bir isigin altina giriyorsun; yine de odan ayni oda, çarsafin ayni çarsaf, fincanin ayni fincan. Bu istikrar, disaridan bakana siradan gelebilir. Ama içi uzun zamandir düzensizlikle dolu biri için bu, neredeyse ruhsal bir iyilik hâli. Ev kavraminin bazen bir adres degil, tasinmayan birkaç nesne ve bozulmayan bir ritim oldugunu orada anladim.
Insanlar böyle yolculuklardan söz ederken hemen isiltiya, sikliga, gece eglencelerine, iyi servis edilen yemeklere, gösterisli salonlara atliyor. Evet, bunlarin hepsi var. Isiklarin suya vuran kirilmasi, aksam üzeri parlayan güverteler, iyi pisirilmis yemeklerin yükselen kokusu, dikkatle düzenlenmis masalar, bir yanda zarif bir kalabalik, diger yanda kösesine çekilip sadece denizi izleyenler… Ama beni asil çarpan sey gösteris olmadi. Ben daha çok özen karsisinda sarsildim. Çünkü bizim çagimizda özen lüksten daha nadir. Birinin ne sevdigini hatirlamasi, sana yol sorulmadan tarif vermesi, ihtiyacini senden önce fark etmesi, isini düzgün yapmasi… Bunlar artik insanin kalbine beklenmedik biçimde dokunuyor. Çogumuz kabaliga o kadar alistik ki, siradan bir nezaket bile bizi neredeyse aglatacak kadar etkileyebiliyor.
Gemide bunu çok hissettim. Hizmet dedigimiz sey bazen sadece hizmet degildir; bazen bir insanin dünyanin hâlâ tamamen dagilmadigina inanmasina yardim eder. Sabah kahveni nasil içtigini hatirlayan biri, odana her döndügünde her seyi düzenli bulan bedenin, yönünü kaybettiginde telasa kapilmadan sana yardimci olan bir görevli… Bunlar reklam brosürlerinde yazan büyük cümlelerden daha kiymetli. Çünkü insani gerçekten dinlendiren sey gösteri degil, düsünülmüs olmaktir.
Çocuklu aileleri izlerken de ayni seyi fark ettim. Karada birlikte vakit geçirmek bazen beraberlikten çok bir operasyon gibi yasaniyor. Herkes bir sey yetistirmeye çalisiyor, herkes biraz geriliyor, çocuklar sikiliyor, ebeveynler suçlulukla sabir arasinda gidip geliyor. Oysa gemide çocuklarin da kendilerine ayrilmis dünyalari var. Oyun alanlari, yaslarina göre etkinlikler, enerjilerini suç islemeden harcayabilecekleri düzenli küçük evrenler. Bu da yetiskinlere birkaç saatlik nefes birakiyor. Bence modern aile hayatinin en büyük trajedilerinden biri, kimsenin gerçekten dinlenememesi. Burada ise kisa süreligine de olsa kusaklar birbirini daha az yipratiyor. Bu bile basli basina bir lütuf.
Daha yavas yürüyen, bedeni artik eskisi kadar kolay isbirligi yapmayan insanlar için de bu tür yolculuklarin baska bir anlami var. Dünyanin büyük kismi seni genç, hizli, engelsiz ve sürekli verimli oldugun sürece seviyor. Yavasladiginda, destege ihtiyaç duydugunda, birden bire pek çok kapinin aslinda sana göre tasarlanmadigini görüyorsun. Oysa denizin üstündeki bu düzen, en azindan iyi kuruldugunda, insana "sen de buraya dahilsin" hissi verebiliyor. Yardim istemek utanilacak bir sey olmaktan çikiyor. Erisim, iltifat degil, hak gibi davraniliyor. Bunun ne kadar kiymetli oldugunu ancak disarida sik sik unutulanlar gerçekten bilir.
Aksam yemegi ise bambaska bir tiyatro. Ama kötü anlamda degil. Masaya oturmanin hâlâ bir olay sayildigi, yemegin sadece acikmayi susturmak için degil, zamani biraz yavaslatmak için de var oldugu bir dünya kuruluyor. Kimi insanlar en sik kiyafetlerini giyiyor, kimi sadece rahat olmak istiyor, kimi kalabaligin içinde parlamayi seçiyor, kimi kösede sade bir tabakla sessizligini koruyor. Güzel olan su: ikisi de mümkün. Ne satafat zorunlu, ne sadelik ayip. Karada çogu zaman her yer insani bir role zorlar. Burada ise en azindan birkaç saatligine ruh hâline göre var olabiliyorsun.
Geminin ugradigi limanlar ise bütün bu yumusak düzenin disariyla kisa, yogun temaslari gibi. Her bir durak, baska bir yüz, baska bir hava, baska bir sokak dokusu. Istersen gemide kalirsin; istersen karaya ayak basip birkaç saatligine baska bir hayatin kiyisinda dolasirsin. Beni etkileyen sey suydu: farkli yerlere dokunuyorsun ama her seferinde sifirdan kurmak zorunda kalmiyorsun kendini. Yeni bir limana gidiyorsun, ama geri döndügünde seni bekleyen yatak ayni. Günün sonunda insan bazen tam da bunu istiyor: hem degisim, hem siginak. Hem uzaklasmak, hem dönebilecegin sabit bir köse.
Elbette daha macerali seçenekler de var. Suya inmek isteyenler için baska planlar, kiyiya çikanlar için baska turlar, daha sakin kalmak isteyenler için baska rotalar. Bazilari heyecan ariyor, bazilari rehberli bir gezi istiyor, bazilari sadece limanda biraz yürüyüp bir kahve içmenin yeterli oldugunu hissediyor. En sevdigim yani da bu: yolculuk tek bir karaktere göre dayatilmiyor. Herkes ayni denizin üzerinde, ama herkes orada baska bir sey ariyor. Kimisi adrenalin, kimisi sessizlik, kimisi manzara, kimisi sadece kendinden kisa bir ara.
Spa, masaj, bakim ritüelleri… Normalde bunlara biraz süpheyle yaklasirim. Çünkü bazen kendine iyi bakma fikri de paketlenip bir performansa dönüstürülüyor. Ama denizin ortasinda, beden zaten yavaslamaya baslamisken, bazen gerçekten ise yariyor. Bir masaj, birkaç dakika sessiz buhar, insan tenine özenle yaklasan egitimli eller… Bunlar hayati çözmez. Ama bedene sunu hatirlatir: sen sadece tasiyici degilsin. Sadece is gören bir makine degilsin. Yorulabilirsin. Gevseyebilirsin. Bir süreligine savunmani indirebilirsin. Biz bunu çok unuttuk.
Bütün bunlari topladigimda, böyle bir yolculugun degerinin sadece fiyatla, rota sayisiyla ya da fotograflarda ne kadar sik durduguyla ilgili olmadigini görüyorum. Esas mesele, insani gereksiz dagilmadan korumasi. Bavul derdi yok. Her gün yeniden yerlesme derdi yok. Yemek bulma derdi az. Çocukla ugrasirken nefes alamama hâli biraz hafifliyor. Bedeni yoracak ufak tefek savaslar azaliyor. Ve tam da bu yüzden zihinde bosluk açiliyor. Dinlenme denen sey bazen sadece uyumak degildir. Dinlenme, yeni bir sorumluluk çikmadan geçen birkaç saattir.
Son gece denize bakarken bunu çok net hissettim. Su kararmisti, uzakta birkaç isik vardi, gemi sanki kendi kendine nefes aliyor gibiydi. O an düsündügüm sey "ne kadar güzel bir tatil" degildi. Daha içten, daha kirik bir cümleydi bu: "Demek ki insan bir süre tasinmadan da yasayabiliyormus." Ve galiba tam olarak bundan etkilendim. Bu tür yolculuklar herkese ayni seyi vermez. Kimi için eglencedir, kimi için ailece rahat etmenin pratik bir yoludur, kimi için deniz üstünde iyi organize edilmis bir konfordur. Benim içinse biraz baska bir seydi. Karada sürekli tetikte yasayan ruhumun, sonunda birkaç günlügüne nöbeti birakmasiydi.
O yüzden böyle bir seyahatin güzelligi bence yalnizca sik aksam yemeklerinde, iyi yemeklerde, duraklarin çesitliliginde ya da düzenin kusursuzlugenin kusursuzlugunda degil. Asili yeniden kendi içine yerlestirebilmesinde. Sarsmadan, bagirmadan, kendini ispatlatmadan. Bazen deniz seni eglendirmez. Bazen seni toplar. Bazen lüks dedigimiz sey, altinenin kusursuzlugunda degil. Asilnmek, sorulmadan yardim göenin kusursuzlugunda degil. Asili her sabah yeniden tasimak zorenin kusursuzlugunda degil. Asil, belirlienin kusursuzlugunda degil. Asilaha gösterisli bir ayricalik yoktur.enin kusursuzlugunda degil.
Tags
Travel
