Tasma Beni Degil, Içimdeki Gürültüyü Terbiye Etti
Ilk kez tasmayi boynuna taktigimda elimde tuttugum seyin bir kayis olmadigini hemen anladim. O an avucumda duran sey, benim korkumdu. Daha dogrusu korkumun disiplin kiligina girmis hâliydi. Güçlüydü. Omuzlari diri, gögsü agir, bedeni sanki sürekli harekete hazir bir makine gibi çalisan o köpeklerden biriydi. Insanlar bizi görünce yol degistiriyordu. Ben disaridan sakin görünmeye çalisiyordum ama içimde baska bir sey oluyordu: Ondan degil, kendimden korkuyordum. Onu iyi tasiyamamaktan, yanlis bir anda yanlis bir tepki verip güvenini kirmaktan, dünyaya onu anlatamadan ona haksizlik etmekten korkuyordum. Tasma daha ilk gün bana sunu gösterdi: Bu yürüyüste egitilmesi gereken ilk canli o degildi.
Kapi açilir açilmaz ileri atildi. Ben de refleksle geriye çektim. Kayis avucumu yakti. Sesim bir anda keskinlesti; sanki yillarca baska insanlarin agzinda duydugum o buyurgan kelimeleri ödünç almisim da bana hiç yakismamis gibi. O durmadi. Elbette durmadi. Disarida dünya vardi; kokular, motor sesleri, apartman girislerindeki eski yemek izleri, kaldirimdan havalanan kuslar, uzakta bir çocugun bagirisi, diger köpeklerin geride biraktigi görünmez cümleler… Benim korkum, onun için dünyanin yaninda çok zayif bir seydi. O bütün hayati kaçiriyormus gibi ileri çekti, ben de bütün düzenim bozulacakmis gibi geri asildim. Ayni tasmanin iki ucunda, birbirini hiç duymayan iki canliya dönüstük.
Sokagin sonuna vardigimizda ikimiz de nefes nefeseydik. Ikimiz de sinirliydik. Ikimiz de basarisiz olmustuk. Tasma bilegime iki kez dolanmisti; neredeyse bir turnike gibi. O kösede durup kendi kendime düsündügümü çok net hatirliyorum: Ben bunu istememistim. Bir köpegi dünyada sürükleyen insan olmak istememistim. Bir köpek tarafindan sürüklenen insan olmak da istememistim. Yan yana yürümek istiyordum. Ayni ritmi paylasmak, ayni sehrin içinden kavga etmeden geçmek, her adimi bir pazarliga çevirmemek istiyordum. Ama nasil istenecegini bilmiyordum. Ve insan bazen bir canliyi sevmeye karar verdiginde, sevginin tek basina yeterli olacagini saniyor. Oysa sevgi bazen sadece baslangiçtir; gerisi emek, tekrar, utanma, yeniden deneme ve en çok da kendi egonu yutabilme meselesidir.
Sonra çok yavas, çok inatçi bir sekilde sunu ögrendim: Sorun tasma degildi. Tasma sadece iki saskin memeliyi birbirine baglayan alti adimlik bir naylon parçasiydi. Biri güçlü, çevik, sadik olmaya programlanmis bir köpek; digeri asiri düsünen, her seyi kontrol etmeye çalisirken aslinda daha çok karistiran bir insandi. O beni alt etmeye çalismiyordu. Beni sinamiyordu. Inat etmiyordu. Kötü degildi. Baskin olmaya çalismiyordu. Sadece vardi. Bedeninin hakkini vererek, burnunun pesinden giderek, dünyayi dogal bir canli gibi yasayarak vardi. Kontrol etmeye çalistigim sey itaatsizlik degil, canliligin kendisiydi. Ve bu fark edilis insani biraz utandiriyor.
Dönüsüm öyle büyük bir sahneyle gelmedi. Evde basladi. Sessiz, neredeyse komik bir sekilde. Tasmayi salona getirdim. Yere biraktim. Kokusunu aldi. Üstüne basti. Umursamadi. Tokasini tasmasina degdirdim, ödül verdim. Taktim, ödül verdim. Çikardim, yine verdim. Ona tasmayi savasin baslangici olmaktan çikarmayi ögretirken, aslinda kendime de baska bir sey ögretiyordum: Egitim illa bir irade savasi olmak zorunda degildi. Sertlik kadar etkili olan baska bir dil daha vardi. Sabirli, tekrar eden, küçük ama temiz isaretlerden olusan bir dil. Ve galiba ben hayatim boyunca en çok onu konusmayi unutmustum.
Disarisi ikimiz için de fazla yüksekti, o yüzden içeride basladik. Koridorda üç adim attik. Omzu bacagimla hizalandiginda usulca onay verdim ve tam istedigim yerde ödüllendirdim. Pozisyon, isaret, ödül. Sonra yine. Sonra yine. Ilk günlerde o kadar saçma görünüyordu ki neredeyse utaniyordum. Koskoca köpekle üç adim yürüyüp duruyor, küçük zaferleri kutluyor, sanki hayatimin en büyük basarisi onun önümde degil de yanimda yürümesiymis gibi davraniyordum. Ama iste tam orada bir dil kurulmaya basladi. Önce kisa bir bakis atti. Sonra kendi kendine yavasladi. Sonra bazen hiç çekmeden yanimda kalmayi seçti. Tasma onu zorladigi için degil, yanimda olmanin anlami degistigi için.
Ögrendigim en zor seylerden biri suydu: Tasma gerilince ben duracaktim. Çekmek yok. Bagirmak yok. Asilmak yok. Sadece durmak. Ne kadar basit görünüyor yazinca. Ama o günlerde durmak benim için neredeyse bir karakter sinaviydi. Çünkü durmak, zorla sonucu almak yerine onun çözmesini beklemek demekti. Beklemek, onun ögrenebilecegine inanmak demekti. Inanmak da aslinda benim için en zor kisimdi. Sadece ona degil, kendime de. Çünkü yillardir gücü hep baski sanmistim. Oysa bazen güç, oldugun yerde kalip panik yapmamakmis. Bunu bir köpekten ögrenmek insanin biraz gururunu kiriyor; ama iyi ki kiriyor.
Disari çiktigimizda gerçek hayat bütün hoyratligiyla önümüze döküldü. Kaykay sesleri. Duvar arkasindan havlayan köpekler. Çöp kamyonunun agir homurtusu. Aniden havalanan güvercinler. Korna. Fren. Poset sesi. Kaldirimdaki yemek artiklari. Her sey tetikleyiciydi. Her sey sinavdi. Ve ben çogunda çuvalladim. Bir gün çöp kamyonuna dogru hamle yapti, ben öyle sert geri çektim ki çikardigi sesi geceleri hâlâ bazen duyuyorum. Baska bir köpege yöneldiginde panige kapilip tasmayi elime birkaç kez doladim, eklemlerim bembeyaz oldu, sesim yine o nefret ettigim keskinlige döndü. O birakmadi. Daha çok asildi. Ve ben kaldirimin ortasinda, herkesin beni izledigine, herkesin ayni seyi düsündügüne inanarak küçüldüm: Sen bunu beceremiyorsun.
Kimsenin güçlü bir köpekle yasamaya çalisan bir insana dogru düzgün anlatmadigi sey su: En zor taraf köpek degil, utanç. Yetersiz görünmenin utanci. Dogal olmamanin utanci. Bir seyi çok sevip ona nasil yardim edecegini bilememenin utanci. O kadar çok birakmak istedim ki. "Bu köpek fazla", "daha kolay bir cins seçmeliydin", "bazi köpekler tasma köpegi olmaz" diyen seslere inanmak istedim. Çünkü vazgeçmek bazen mantik kiligina girmis korkudan baska bir sey degildir. Ama birakmadim. Kahraman oldugum için degil. Disiplinli oldugum için de degil. Ona her baktigimda kendimi görüyordum çünkü. Yanlis anlasilmis bir güç. Kendi dogalligi yüzünden sürekli süpheyle izlenen bir beden. Iyi olmaya çalistigi hâlde, insanlarin ona hazir bir suç yükledigi bir kalp. Eger ondan vazgeçseydim, biraz da kendimden vazgeçmis olacaktim.
Sonra yön degistirmeyi ögrendik. Çektiginde bir ceza gibi degil, yeni bir teklif gibi dönüsler yaptik. Neseli bir sesle "bu taraf" dedim, beni takip ettigi anda isaretledim, ödül verdim. Tetikleyicilerle aramiza mesafe koyduk. Kaykay havayi gerdiginde kenara çekildik. Bir sey gördü, sonra bana baktiysa bunu kutladim. "Dünyaya bak, sonra bana dön, dünya geri gelsin." Aslinda yaptigimiz buydu. Bir seyi yasaklamak degil, onunla nasil yasanacagini ögretmek. Korktugunda bedenimi kapi esigi gibi kullanmayi ögrendim; kapatan degil, tasiyan bir esik gibi. Bazen birkaç saniye dizlerimin arkasina saklanmak istedi, izin verdim. Çünkü güven sessiz odalarda kurulursa disaridaki kaosu da biraz tasiyabiliyor.
Zamanla tasma elimde baska hissettirmeye basladi. Bir ip gibi degil, bir cümle gibi. Tutma biçimim bile degisti. Sikmak yerine hissetmeyi ögrendim. Güvenlik için bir halka, geri kalani parmaklarin arasindan yumusak bir yay gibi akacak kadar gevsek. Gerginlik yükseldiginde önce kelimelerimi degil, durusumu düzelttim. Dizlerimi yumusattim. Omzumu gevsettim. Beden açimi degistirip onu yanima davet ettim. Benden önce bunu okudu. Köpekler cümleden önce omzu, çeneyi, nefesi okuyor. Ben gevsedikçe o da gevsedi. Ben içimdeki dügümü biraz çözdükçe aramizdaki çizgi de yumusadi.
Mahalle fark etmeye basladi. Eskiden bizi görünce karsi kaldirima geçenler artik basiyla selam veriyordu. Bir çocuk "ne tatli köpek" dedi ve annesi onu aceleyle çekmedi. Bir sabah yasli bir adam durup "Siz yillardir beraber yürüyorsunuz gibi" dedi. O an gülmek istedim. Çünkü gerçekte aylarca bocalamistik; ben hâlâ çogu gün ne yaptigimi yarim yamalak biliyordum. Ama yine de "ögreniyoruz" dedim. O cümle agzimdan çikinca beklemedigim kadar dogru geldi. Çünkü mesele artik onun çekmemesi degildi. Mesele benim de dünyaya karsi daha dengeli durmayi ögrenmemdi. Kendi hatalarimla daha yumusak konusmayi, küçük zaferleri küçümsememeyi, bir bakisi, gevsek bir çizgiyi, otobüs geçerken korunmus bir sakinligi sevinç saymayi ögreniyordum.
Ritüeller kurduk. Karsiya geçmeden önce elime dokunmasi. Ben ayakkabimi baglarken oturmasi. Sokagimiza döndügümüzde ilk dönüp bakisina küçük bir ödül. Bunlarin her biri dikkatimizin kumasina atilmis minik dikisler gibiydi. Zamanla tasma bir nesne olmaktan çikti, aramizdaki görünmez anlasmanin sembolüne dönüstü. Bazen üzerinde olmasina ragmen neredeyse hiç varligini hissetmiyorduk. Çünkü artik asil bag naylonda degil, tekrarin içinde, güvenin içinde, birlikte geçirilen o bin küçük sabahin içinde kurulmustu.
Elbette kötü günler bitmedi. Hâlâ çektigi günler oldu. Hâlâ benim sabrimin çatladigi günler oldu. Bazen ikimiz de sanki hiçbir sey ögrenmemisiz gibi davranip tekrar koridordaki o ilk üç adima dönmek zorunda kaldik. Ama bu artik bizi yikmiyordu. Çünkü en önemli seyi anlamistik: Egitim, daha güçlü oldugunu kanitlama isi degil. Daha istikrarli kalabildigini gösterme isi. Gücün gösterisi vardir. Istikrarin duasi vardir. Biri korku yaratir, digeri yuva.
Simdi eve döndügümüz son virajda tasma aramizda yumusak bir kivrim yapiyor. Ne o beni sürüklüyor, ne ben onu tutukluyorum. Yan yana gidiyoruz. Ayni kaldirimi paylasan iki canlidan fazlasi gibi. Sanki hareket hâlinde bir sadakat çalisiyoruz. Ben ona sunu söylüyorum her adimda: Dünyayi birlikte geçebiliriz, seni kirmadan. O da bana sunu ögretiyor: Güçlü olmak, ille de sert olmak degildir. Bazen en güçlü sey, kendini biraz geri çekip karsindakine duyulacak kadar yer açmaktir. Ve inan bana, insan bunu bir kez ögrendi mi, sadece köpekle degil, hayatin geri kalaniyla da daha nazik yürümeye basliyor.
Tags
Pets
